Ahmet Işık ve spor dünyası

7/4/2008 - yiğidim aslanım burda yatıyor

Yiğidim Aslanım - Zülfü Livaneli

Şu sılanın ufak tefek yolları
Ağrıdan sızıdan tutmaz elleri
Tepeden tırnağa şiir dilleri
Yiğidim aslanım burda yatıyor

Bugün efkarlıyım açmasın güller
Yiğidimden kara haber verdiler
Demirden döşeği taştan sedirler
Yiğidim aslanım burda yatıyor

Ne bir haram yedi ne cana kıydı
Ekmek kadar temiz su gibi aydın
Hiç kimse duymadan hükümler giydi
Yiğidim aslanım burda yatıyor

Mezar arasında harman olur mu
On üç yıl mahpusta derman kalır mı
Azrail'e sorsam canım alır mı
Yiğidim aslanım burda yatıyor

N.hikmet - z.livaneli


Söyleyen : Zülfü Livaneli
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12/6/2007 - 100 dilde ''seni seviyorum'' yazısı

100 DİLDE SENİ SEVİYORUM

Almanca: Ich liebe dich
Alsakça: Ich hoan dich gear
Amharikçe: Afekrishalehou
Apaçice: Shetne she-n zho-n
Arapça: Ohiboke
Arnavutça: Te dua
Baskça: Maite zaitul
Bengalce: Ami tomake bahlobashi
Birmanyaca: Chit pa de
Bolivyaca: Qanta munani
Boşnakça: Volim te
Bulgarca: Obicham te
Chamoruca: Hu guayia hao
Cheyennece: Ne mehotatse
Chichewaca: Ndimakukonda
Creolece: Mi aime jou
Çekce: Miluji tje
Çince: Ngo oi ney
Danca: Jeg elsker dig
Ekvadorca: Canda munanş
Endonezyaca: Saya cinta padamu
Eskenazice: Kh –hob dikh lib
Esperantoca: Mi amas vin
Estonyaca: Mina armastan sind
Etyopyaca: Afgereki
Farsça: Tora dost daram Tasca: Kanbhik
Fince: Rakastan sua
Fransızca: Je t’aime
Frizyece: Ik hald fan dei
Galiçyaca: Querote
Galce: Rwy’n dy garu di
Ganaca: Me dor wo
Grönlandça: Asavakit
Gujartice: Hoon tane pyar karoochhoon
Hausaca: Ina sonki
Hawaice: Aloha wau ia’oe
Hırvatça: Volim te
Hintçe: Mai tumse pyar karta hun
Hollandaca: Ik hou van je
Hopice: Nu’umi unangwa’ta
İbranice: Anee ohev otakh
İngilizce: I love you
İspanyolca: Te qulero
İsveçce: Jag aelskar dig
İzlandaca: Eg elska Thig
İrlandaca: T’a gr’a agam thuit
İtalyanca: Ti amo
Japonca: Kimi o ai shiteru
Kamboçyaca: Bon sro lanh oon
Katalanca: T’estimo
Keltçe: Ta gra agam ort
Korece: Sa-rang-hae-yo
Korsikaca: Ti tengu cara
Laoca: Koi muk jao
Latince: Te amo
Letonyaca: Es tevi milu
Lübnanca: Bahibak
Litvanyaca: As tave myliu
Luxemburgca: Ech hun dech gaer
Macarca: Szeretlek
Maice: Wa wa
Makedonyaca: Te ljubam
Malayca: Saya cintamu
Marshallesece: Yokwe yuk
Mohawkça: Konoronhkwa
Moğolca: Be chamed hairtai
Navajoca: Ayor anosh’ni
Ndebelece: Niyikutanda
Nepalce: Ma timi sita prem garchhu
Norveçce: Jeg elsker deg
Pakistanca: Mujhe tumse muhabbat hai
Polonyoca: Kocham ciebie
Portekizce: Eu te amo
Punjabice: Main tainu pyar karna
Rumence: Te iubesc
Rusça: Ya tebya lyublyu
Samoaca: Ou te alofa outou
Sanskritçe: Twayi snihyaami
Seylanca: Mama oyata adarei
Sesothoca: Kiyahorata
Sırpça: Volim te
Siyuca: Techihhila
Slovakça: Lubim ta
Slovence: Ljubim te
Somalice: Waan ku jeclahay
Swahilice: Nakupenda
Tagologça: Iniibig kita
Tahitice: Ua here vau la one
Taylandca: Phom rug khun
Teluguca: Nenu minnu premistunnanu
Tunusça: Ha eh bak
Türkçe: Seni seviyorum
Ukraynaca: Ya ebe kokhayu
Urduca: Main tumse muhabbat karta hoon
Vietnamca: Anh yeu em
Yunanca: S’ayopo
Zuluca: Ngiyakuthanda
Zunice: Tom ho’ichema


<****** type=text/**********> <****** src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js" type=text/**********>

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

7/6/2007 - SENTETİK HÜCRE

Sonunda sentetik hücre de yapıldı
Açıklama:
Yazar: ahmet ışık...
Tarih:
Yorumlar:

Bilim adamları sonunda sentetik hücre de geliştirdi.

Kimyagerler, fizikçiler, genetikçiler ve bilgisayar programcıları, bir araya gelerek "sentetik yaşayan hücreler" geliştirmeyi başardı.

Dünya üzerinde benzeri olmayan sentetik hücreler üreten bilim adamları, canlıların genetik kodlarını bir bilgisayar programı gibi yeniden yazmanın peşinde. Amerikan Newsweek Dergisi, son sayısında "Tanrıyı Oynamak" başlığıyla kapak konusu yaptığı araştırmaları, "Bilimin Tanrı’nın işine soyunması" diye niteledi. Derginin haberine göre, başta ABD’dekiler olmak üzere dünyanın birçok araştırma merkezinde çalışan bilim adamları, sentetik hücreler üretiyor. Dünya üzerindeki ilk canlı hücrenin 3.6 milyar yıl önce ortaya çıktığına dikkat çeken bilim adamları, doğal yaşamın ürünü canlılar arasına şimdi sentetik hücreleri sokma aşamasında.



Deneylerde, sentetik DNA’lara kimyasal maddelere ekleniyor, ortaya çıkan DNA’lardan da genler oluşturuluyor. Bu noktada bilgisayar programcıları ile genetik mühendisleri devreye giriyor ve laboratuvarda, moleküler genetik yazımlar başlıyor.

Sentetik canlılar üzerinde araştırmalar yapan Berkeley Üniversitesi’ne Microsoft’un sahibi Bill Gates 42 milyon dolar bağışta bulundu. Microsoft’un mali yardımını kullanan Berkeley Üniversitesi’nden Jay Keasling, "Bill Gates bu parayı bize, sıtma hastalığına karşı sentetik bir anti-sıtma hücresi üretmemiz için verdi. Bu tür sentetik canlıları üreten fabrikalar gündeme gelecek" dedi.

GÜNEŞ ENERJİLİ CANLI

İnsanın genetik haritasını çıkartan ünlü bilim adamı Craig Venter ise, "On milyonlarca doları sentetik genetik üzerine harcıyorum. Üreteceğimiz sentetik organizmalar, güneş ışığını vücudu ile biyo yakıt haline getirecek. Böylece bu yapay canlılar petrol tüketimine son verecek" diye konuşuyor. Ancak insan eliyle sentetik de olsa yeni canlı türleri yaratma peşindeki bilim adamlarına muhalefet edenler de bulunuyor. Karşıt görüşteki bilim adamları, sentetik hücreler ile oluşturulan bilgisayar tipi canlı türlerinin başarılı olamayacağına inanıyor. Din adamları ise, çalışmaları ’sapkın’ bilimadamlarının Tanrı’nın işine karışması olarak yorumluyor.
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

30/5/2007 - fatih sultan mehmed'in hayatı

 

Fatih Sultan Mehmet (1432 - 1481) <****** language=**********> document.title="Fatih Sultan Mehmet (1432 - 1481) - Kim Kimdir? - FORSNET";

Fatih Sultan Mehmet  (1432 - 1481)

Fatih Sultan Mehmed 29 Mart 1432'de Edirne'de doğdu. Babası Sultan İkinci Murad, annesi Huma Hatun'dur. Fatih Sultan Mehmed, uzun boylu, dolgun yanaklı, kıvrık burunlu, adaleli ve kuvvetli bir padişahtı. Devrinin en büyük ulemalarından birisiydi ve yedi yabancı dil bilirdi. Alim, şair ve sanatkarları sık sık toplar ve onlarla sohbet etmekten çok hoşlanırdı. İlginç ve bilinmedik konular hakkında makaleler yazdırır ve bunları incelerdi. Hocalığını da yapmış olan Akşemseddin, Fatih Sultan Mehmed'in en çok değer verdiği alimlerden biridir. Fatih Sultan Mehmed, gayet soğukkanlı ve cesurdu. Eşsiz bir komutan ve idareciydi. Yapacağı işlerle ilgili olarak en yakınlarına bile hiçbir şey söylemezdi. Fatih Sultan Mehmed okumayı çok severdi. Farsça ve Arapça'ya çevrilmiş olan felsefi eserler okurdu. 1466 yılında Batlamyos Haritasını yeniden tercüme ettirip, haritadaki adları Arap harfleriyle yazdırdı. Bilimsel sorunlarda, hangi din ve mezhebe mensup olursa olsun bilginleri korur onlara eserler yazdırırdı. Bilime büyük önem veren Fatih Sultan Mehmed yabancı ülkelerdeki büyük bilginleri İstanbul'a getirtirdi. Nitekim Astronomi bilgini Ali Kuşçu kendi döneminde İstanbul'a geldi. Ünlü Ressam Bellini'yi de İstanbul'a davet ederek kendi resmini yaptırdı. Şair ve açık görüşlüydü. Fatih Sultan Mehmed 1481 yılına kadar hükümdarlık yaptı ve bizzat 25 sefere katıldı. Azim ve irade sahibiydi. Temkinli ve verdiği kararları kesinlikle uygulayan bir kişiliği vardı. Devlet yönetiminde oldukça sertti. Savaşlarda çok cesur olur, bozgunu önlemek için ileri atılarak askerleri savaşa teşvik ederdi.

KESİTLER

İstanbul'un Fethi
Kırım'ın fethi ve Karadeniz
Otlukbeli Savaşı
Denizlerde Durum
Fatih'in İnsan Hakları Ahidnamesi
İdari Düzenlemeler
20 yaşında Osmanlı padişahı olan Sultan İkinci Mehmed, İstanbul'u fethedip 1100 yıllık Doğu Roma İmparatorluğunu ortadan kaldırarak Fatih ünvanını aldı. Hz.Muhammed'in (S.A.V) hadisi şerifinde müjdelediği İstanbul'un fethini gerçekleştiren büyük komutan olmayı da başaran Fatih Sultan Mehmed, yüksek yeteneği ve dehasıyla dost ve düşmanlarına gücünü kabul ettirmiş bir Türk hükümdarıydı. Orta Çağ'ı kapatıp, Yeniçağ'ı açan Cihan İmparatoru Fatih Sultan Mehmed, Nikris hastalığından dolayı 3 Mayıs 1481 günü Maltepe'de vefat etti ve Fatih Camii'nin yanındaki Fatih Türbesi'ne defnedildi.



İSTANBUL'UN FETHİ Fatih Sultan Mehmed padişah, olduktan sonra ilk iş olarak, devamlı ayaklanma çıkaran Karamanoğlu Beyliğine karşı sefere çıktı. Karamanoğlu İbrahim Bey af diledi. Fatih İstanbul'un fethini düşündüğü için onu bağışladı. Fatih Sultan Mehmed, büyük gayesini gerçekleştirmek için, Macarlara, Sırplara ve Bizanslılara karşı yumuşak davranıyordu. Amacı Haçlıların birleşmesini önlemek, onları tahrik etmemek ve zaman kazanmaktı. Bin yıllık tarihinin sonuna gelmiş olan Bizans küçüle küçüle sadece İstanbul şehrinin sınırları içinde hüküm süren bir devlet durumuna düşmüştü. Ancak buna rağmen Bizans'ın varlığı, Balkanlardaki Türk hakimiyeti açısından tehlikeli oluyordu. Bizans İmparatorları, Anadolu'daki çeşitli siyasi güçleri de Osmanlı aleyhine kışkırtmaktan geri kalmıyorlardı. Hatta zaman zaman Osmanlı şehzadeleri arasındaki taht kavgalarına karışıp devletin iç düzenini bozuyorlardı. İstanbul'un Osmanlı Devleti'nin hakimiyeti altında girmesi, ticari ve kültürel yönden önemli bir avantajın daha ele geçirilmesi demekti. Boğazlar tam anlamıyla kontrol altına alınacak ve bu sayede, Karadeniz ticaret yolları ele geçirilmiş olacaktı. Karamanoğulları meselesini çözen Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'un fethi için gerekli hazırlıklara başladı. Devrin mühendislerinden Musluhiddin, Saruca Sekban ile Osmanlılara sığınan Macar Urban Edirne'de top dökümü işiyle görevlendirildi. "Şahi" adı verilen bu topların yanında, tekerlekli kuleler ve aşırtma güllelerin üretilmesi (havan topu) yapılan hazırlıklar arasındaydı. Yaptırılan bu büyük toplar İstanbul'un fethedilmesinde önemli rol oynadı. Yıldırım Bayezid'in İstanbul kuşatması sırasında yaptırdığı Anadolu Hisarının karşısına, Rumeli Hisarı (Boğazkesen) inşa edildi. Bu sayede Boğazlar'ın kontrolü sağlanacak, deniz yoluyla gelebilecek yardımlara karşı tedbir alınmış olacaktı. 400 parçadan oluşan bir donanma inşa edildi. Turhan Bey komutasındaki bir Osmanlı donanması Mora'ya gönderildi ve İstanbul'a yardım gelmesi engellendi. Eflak ve Sırbistan ile var olan barış antlaşmaları yenilendi. Macarlarla da üç yıllık bir antlaşma yapıldı. Osmanlıların bu hazırlıkları karşısında, Bizanslılar da boş durmuyordu. Surlar sağlamlaştırılıyor ve şehre yiyecek depolanıyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru Konstantin, Haliç'e bir zincir gerdirerek, buradan gelecek tehlikeyi önlemeye çalıştı. Aynı zamanda Haçlı dünyasından yardım isteniyor, Papa ise yapacağı yardım karşısında Katolik ve Ortodoks kiliselerinin birleştirilmesini istiyordu. Ancak Katoliklerden nefret eden Ortodoks Rumlar, Roma kilisesine bağlanmak istemiyor, "İstanbul'da Kardinal Külahı görmektense, Türk sarığı görmeye razıyız" diyorlardı. Fatih Sultan Mehmed, hazırlıklar tamamlandıktan sonra, Bizans İmparatoru Konstantin'e bir elçi göndererek, kan dökülmeden şehrin teslim edilmesini istedi. Fakat İmparatordan gelen savaşa hazırız mesajı üzerine, İstanbul'un kara surları önüne gelen Osmanlı ordusu, 6 Nisan 1453'de kuşatmayı başlattı. Osmanlı donanması ise Haliç'in girişinde ve Sarayburnu önünde demirlemişti. Ordu; merkez, sağ ve sol olarak üç kısma ayrıldı. 19 Nisan'da yapılan ilk saldırıda, tekerlekli kuleler kullanıldı ve bu saldırı ile Topkapı surlarından burçlara kadar yanaşıldı. Osmanlı Ordusundaki er sayısı 150.000 ile 200.000 arasındaydı. Bu kuvvetlere Rumeli ve Anadolu beylerine bağlı çeşitli kuvvetler de katılmıştı. Çok şiddetli çarpışmalar oluyor, Bizanslılar şehri koruyan surların zarar gören bölümlerini hemen tamir ediyorlardı. Venedik ve Cenevizliler de donanmalarıyla Bizans'a yardım ediyorlardı. Fatih Sultan Mehmed Osmanlı donanmasının kuşatma sırasında yeterince kullanılamadığını ve bu yüzden kuşatmanın uzadığını düşünüyordu. İstanbul'un Haliç tarafındaki surlarının zayıf olduğu biliniyordu. Bizans bu bölgeye zinciri bu nedenle germişti. Yüksekten atılan taş gülleler Bizans donanmasından bazı gemileri batırmıştı fakat bir kısım donanmanın Haliç'e indirilmesi kesin olarak gerekliydi. Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'un fethedilmesini kolaylaştıracak önemli kararını verdi. Osmanlı donanmasına ait bazı gemiler karadan çekilerek Haliç'e indirilecekti. Tophane önündeki kıyıdan başlayıp Kasımpaşa'ya kadar ulaşan bir güzergah üzerine kızaklar yerleştirildi. Gemilerin, kızakların üzerinden kaydırılabilmesi için, Galata Cenevizlilerinden zeytinyağı, sade yağ ve domuz yağı alınarak kızaklar yağlandı. 21-22 Nisan gecesi 67(yada 72) parça gemi düzeltilmiş yoldan Haliç'e indirildi. Haliç'teki Türk donanmasına ait toplar, surları dövmeye başladı. Ciddi çarpışmalar cereyan etti. Bundan sonraki günlerde top savaşı, ok, tüfek atışları, lağım kazmalar, büyük ve hareketli savaş kulelerinin surlara saldırıları devam etti. Kuşatmanın uzun sürmesi ve kesin başarıya ulaşılamaması askerler arasında endişe yarattı. Ancak, İstanbul'u her ne şartta olursa olsun almaya kararlı olan Fatih Sultan Mehmed kumandanların ve alimlerin de bulunduğu bir toplantı düzenledi. Cesaretlendirici bir konuşma yaptıktan sonra, 29 Mayıs'ta genel saldırının yapılacağına dair kararını açıkladı. Çarpışmalar sırasında Bizans'ı koruyan surlar üzerinde kapatılması mümkün olmayan gedikler açılmaya başlamıştı. Surlar içerisine küçük sızmalar oluyor, ancak geri püskürtülüyordu. İlk defa Ulubatlı Hasan ve arkadaşlarının şehit olmak pahasına tutunmayı başardıkları İstanbul surları, artık direnemiyordu. 53 gün süren ve 19 Nisan, 6 Mayıs, 12 Mayıs ve 29 Mayıs'ta yapılan dört büyük saldırıdan sonra Doğu Roma İmparatorluğu'nun 1125 yıllık başkenti olan İstanbul, 29 Mayıs 1453 salı günü fethedildi. İstanbul'un fethi, çok önemli sonuçları da beraberinde getirdi. Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'un fethinden sonra batıdaki hakimiyeti pekiştirmek, sınırları genişletmek, İslam'ı en uzak yerlere kadar yaymak ve Hıristiyan birliğini bozmak amacıyla Avrupa üzerine bir çok seferler düzenledi. Sırbistan (1454,1459), Mora (1460), Eflak (1462), Boğdan (1476), Bosna-Hersek, Arnavutluk, Venedik (1463-1479), İtalya (1480) ve Macaristan seferleriyle Osmanlı İmparatorluğu Avrupa'daki hakimiyetini pekiştirdi. Sırbistan Krallığı tamamen ortadan kaldırılıp Osmanlı sancağı haline getirildi, Mora tamamen fethedildi, Eflak Osmanlı eyaleti yapıldı, Bosna tekrar Osmanlı hakimiyetine alındı, Arnavutluk ele geçirildi. 16 yıl süren Osmanlı-Venedik Deniz Savaşları sonunda Venedik barış imzalamayı kabul etti. İtalya'ya yapılan sefer sırasında Roma'nın fethi açısından çok önemli bir merkez olan Otranto, fethedildi ancak Fatih Sultan Mehmed'in ölümü üzerine geri kaybedildi.



KIRIMIN FETHİ ve KARADENİZ Fatih Sultan Mehmed, Karadeniz'e de hakim olmak istiyordu. Venedik ve Cenevizlilerin İslam dünyasının aleyhine yaptıkları esir ticaretini önlemek, İstanbul'a gelen ticari malların taşınmasında esas rolü oynayan Kırım sahillerini ele geçirmek, Karadeniz'i bir Türk Gölü haline getirmek amacıyla hareket eden Fatih, işe 1459'da Amasra'yı fethederek başladı. 1460'da Candaroğulları Beyliği'ne son verildi. 1461'de Trabzon'un, 1475'de de Kırım'ın fethiyle Karadeniz bir Türk gölü haline geldi. Bu sayede Karedeniz'deki Ceneviz üstünlüğü sona erdi ve İpekyolu'nun tüm denetimi Osmanlı Devleti'ne geçti.



OTLUKBELİ SAVAŞI Karamanoğlu İbrahim'in 1464'te ölmesi üzerine oğulları birbirlerine düşmüşlerdi. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın yardımıyla İshak Bey Karamanoğlu beyliğine sahip oldu. Bunun üzerine diğer oğlu Pir Ahmed Bey Fatih Sultan Mehmed'den yardım istedi ve gelen yardım sayesinde Beyliği ele geçirdi. Fakat Pir Ahmed Bey bir süre sonra gidip Venediklilerle anlaşınca, bu duruma sinirlenen Fatih Sultan Mehmed, Karaman Seferi'ne çıkmaya karar verdi. Konya ve Karaman alınarak Osmanlı'ya bağlandı. Karaman halkı İstanbul'a ve çeşitli yerlere göç ettirildiler. Pir Ahmed Bey kaçarak Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'a sığındı. Bu olay Osmanlılarla Akkoyunluların arasının açılmasına neden oldu. Osmanlılar Avrupa ve Anadolu'daki topraklarını genişletirken, Akkoyunlular Devleti'de Doğu Anadolu, Kafkasya, İran ve Irak üzerinde hakimiyet kurmuşlardı. Sınırlarını genişleten iki Türk Devleti arasında büyük bir savaş kaçınılmaz olmuştu. Otlukbeli mevkiinde 11 Ağustos 1473'de yapılan savaşta, devrin en kuvvetli savaş tekniğine ve araçlarına sahip olan Osmanlı ordusu, Uzun Hasan'ın kuvvetli süvarilerden kurulmuş olan ordusunu birkaç saatte dağıttı. Bu savaştan sonra Akkoyunlular bir daha kendilerini toparlayamadılar. Fatih Sultan Mehmed, Akkoyunlu tehlikesini bu şekilde engellemiş oldu. Anadolu'da ve Rumeli'de birçok sefer düzenleyip pek çok zafer kazanmıştı. Buna rağmen güneyde güçlü bir devlet konumunda olan Memlüklerle problemler yaşandığı halde sıcak bir savaştan kaçınmıştı.



DENİZLERDE DURUM İstanbul'un fethiyle ticaret yollarının hakimiyeti Osmanlılara geçmişti. Ancak denizlerde Venedik ve Cenevizliler'in etkinliği devam ediyordu. Fatih ticaret yollarının güvenliğini sağlamak ve korsanlardan kurtulmak için Ege adaları üzerinde siyasetini ağırlaştırdı. Ege adalarına seferler düzenlendi. Yeni tersaneler ve gemiler inşa edildi. Rodos seferine çıkıldıysa da alınamadı.



İDARİ DÜZENLEMELER Fatih Sultan Mehmed, klasik manada Osmanlı devletinin idari kurucusu sayılabilir. İstanbul'un fethinden sonra kendisini Kaiser-i Rum (Doğu Roma İmparatoru) ilan etmiş ve devlet müesseselerini yerleştirmiştir. Fatih Kanunnamesi ile Atam-Dedem Kanunu dediği gelenekleri yazılı hale getirmiş ve buna Kanunname-i Ali Osman denmiştir. Divanın idaresini sadrazamlara bırakarak, işleri kafes arkasından takip etmeye başlamış, mutlak vekilim dediği sadrazamı geniş yetkilerle donatmıştır. Ayrıca defterdar, kazaskerler ve diğer üst düzey devlet erkanının görevleri tarif edilmiştir. Yeniçeri ordusu 10.000'e çıkarılarak güçlü bir merkezi ordu teşkil edildiğinden uç beylerinin önemi azalmış, böylece merkezi idare sağlamlaştırılmıştır. Anadolu ve Rumeli'nin en kudretli devletinin hükümdarı olarak "Han" ünvanını ilk defa o kullamıştır. İstanbul'un fethinden sonra Yıldırım Bayezid zamanında elden çıkan topraklar yeniden kazanılmış, hatta Rumeli ve Karadeniz kıyılarında yeni yerler fethedilmiştir. Kırım'ın fethi ile Karadeniz bir Türk gölü haline getirilmiş, Anadolu birliği tamamlanmış ve Rumeli'deki Türk varlığı Belgrad'a kadar uzanmıştır. İstanbul, Fatih zamanında bir ilim ve sanat merkezi haline gelmiş, Fatih medreseleri klasik Osmanlı medreselerinin temelini oluşturmuştur. Şairler ve ilim adamları için bir cazibe merkezi haline gelen İstanbul'a bütün İslam dünyasından bilginler gelmeye başlamıştır.



FATİH'İN İNSAN HAKLARI AHİDNAMESİ
Fatih Sultan Mehmed, Bosnayı fethettiği zaman Osmanlı devlet politikasının sonucu olarak bölge halkına dini serbestiyest getirmiştir. Fatih Sultan Mehmed'in buradaki latin papazlarına verdiği 883 (1478) tarihli ferman suretinde; "Nişanı-ı hümayun şu ki Ben ki Sultan Mehmed Han'ım; üst ve alt tabakada bulunan bütün halk tarafından şu şekilde bilinsin ki, bu fermanı taşıyan Bosna rahiplerine lütufta bulunup şu hususları buyurdum: Sözkonusu rahiplere ve kiliselerine hiçkimse tarafından engel olunmayıp rahatsızlık verilmeyecektir. Bunlardan gerek ihtiyatsızca memleketimde duranlara ve gerekse kaçanlara emn ü aman olsun ki, memleketimize gelip korkusuzca sakin olsunlar ve kiliselerinde yerleşsinler; ne ben, ne vezirlerim ne de halkım tarafından hiç kimse bunlara herhangi bir şekilde karışıp incitmeyecektir. Kendilerine, canlarına, mallarına, kiliselerine ve dışardan memleketimize getirecekleri kimselere yeri ve göğü yaratna Allah hakkı için, Peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) hakkı için, yedi Mushaf hakkı için, yüz yirmi dört bin peygamber hakkı için ve kuşandığım kılıç için en ağır yemin ile yemin ederim ki, yukarda belirtilen hususlara söz konusu rahipler benim hizmetime ve benim emrime itaatkâr oldukları sürece hiç kimse tarafından muhalefet edilmeyecektir." Bu ferman suretinde de görüldüğü gibi azınlıklar tam bir hürriyet ortamı içinde hayatlarını sürdürmüşlerdir.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

30/5/2007 - komik espriler

İğrenç ötesi espürükler ( ! ) bölümüme hoş geldiniz. Aşağıdaki yazı ve dökümanların çevreye verebileceği zarardan Ahmet IŞIK  Gülmek zorunlu değildir. Allah yardımcınız olsun ! Muhahahahah dermişimmmmm
- Emel'in selamı var!
- Hangi Emel??
- HTML
*******

Kızlar mektuba benzer:
1)Önce yazarsın
2)Sonra yalarsın
3)En sonunda postalarsın!

*******

Sporcuydu dereceye girmek için çok çalıştı
şimdi hasta, derece ona giriyor

*******

-Abi kızı çok istiyom babası vermiyor…
-Olm babasını naapcan? Kız versin yeter...

*******

Gazete almaya gittiğim adama; "Bi Sabah, bi Akşam, bi Posta
versene…" dedim. Dayak yeyip geldim. Meğer iş yerinde kabul etmiyormuş…

*******

Ahmet camdan atladı, maşşakları patladı.
Erkekliği gidince, döt vermeye başladı.
Ahmet bunlar bahane.
Senin dötün şahane.
Döt vermeye devam et.
İflas etmez kerane.

*******

Şubat Mart'a ne demiş
3 gün verde bende 31 çekeyim demiş

*******

3 Japon sırayla uçaktan atlamış. Japonlar ölmüş, sıra ise kırılmış!..

*******

Adamın biri yarın ölücem demiş. Yarmışlar ölmüş.
*******

-Abi sakal bıraksam diyorum...
-Tamam be güzelim, şu köşeye bırakıver

*******

Yangın dolabını açarsan ne olur?
Cevap:Yang kızar... (Çinli Yang'ın dolabı)
*******

- "İyi günler, Aslı'yla görüşebilir miyim?"
- "Aslı evde yok! Fotokopisi var!"
*******

Geçen ay şubattı, bu ay bu batıcak..

*******

Adamın biri, her gördüğü klozete atlıyormuş. Neden?
Cevap; Kendini bir bok zannediyormuş da, ondan.

*******

- "yeşil domatesi niye güneşe koyarlar?"
- "kızarsın diye..."
- "yoo... Niye kızayım ki..."

*******

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

spordan beklediğiniz her şey bende.

Bağlantılar

• Ana Sayfa
• Profilim
• Arşiv
• e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım